İÇİNDEKİLER
ARAMA:

MÂNEN TERAKKÎ ETMEK

Gündüz gibi ışık saçmak istiyorsan, geceye benzeyen nefsini yakmalısın.

Bir bardakta hem kirlilik hem de temizlik aynı anda ve vasıflarını koruyarak bir araya getirilemez. İnsanda nefs ön plânda ise kalbin özellikleri dumura uğrar, kalp ön plânda ise nefis tesirsiz hâldedir. Bu bakımdan gönlü güzellikler etrafında inkişaf ettirmek isteyenler, nefsi ve onun çirkinliklerini bertaraf etmeyi başarmak mecburiyetindedirler. Zira cerahati temizlenmemiş bir yaraya merhemin hiçbir faydası olmaz. Nefs terbiye edilmelidir ki kalp nûrânî bir hâle gelsin ve etrafına güzel ahlâk tevzî edebilsin…

Kimseden sana kötülük gelmesini istemiyorsan; fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma.

Halk, “Ne ekersen onu biçersin!..” der. Bu sebeple başkalarının kem sözlerinden korunmanın belki en tesirli çâresi, sözde ve özde güzel ve doğru olmaktır.

Yücelere bakmak önce göz kamaştırır, ama göze ışık verir, aydınlık bağışlar. Gözünü aydınlığa alıştır; yarasa değilsen o yana bak. İşin sonunu görmek, senin ışığının belirtisidir.

İnsanın bir yönü yücelere, bir yönü de aşağılara meyillidir. Hakk’a doğru yücelere tırmanmak bu fânî iklimde nefsimize zor gibi gelir, ancak insan o istikamette yürüdükçe yücelmeye başlar. Sonsuzluk ufkunun nuru göz sahiplerini bir güneş hâline getirir. Ancak yarasa olanlar bundan mahrum kalırlar. O hâlde yücelere yönelik bir göz ve öz sahibi olmaya çalışmak gerek. Böyle bir makama ulaşan müminler için Peygamber Efendimiz, “Mü’minin firâsetinden korkun; çünkü o, Allâh’ın nûruyla nazar eder.” buyurmuştur.

Göz nûrunu ve firaseti besleyen kuvvet de hiç şüphesiz, düzgün amel ve helâl gıdadır. Bu iki kaynaktan lâyıkıyla istifade edenler, âdeta keramet sahibi addedilecek derecede keskin görüşlü bir firâset ehli olur ve geleceği tahminde kolay kolay yanılmazlar.

Doğum ağrısı gebeye göre ağrıdır, ama ana karnındaki çocuğa göre, zindandan kurtuluştur.

Bazı oluşlar iki taraflıdır ve bu iki taraftan birine zahmet, diğerine de rahmettir. Bu noktada zahmete bakıp da rahmetten caymak değil, rahmete bakıp da zahmete katlanmak en doğrusudur. Mânevî terbiyeye memur olanlar için de durum aynıdır.

İp, yüz kulaç olacakken bir kulaç eksik olsa, kuyudaki su, kovaya nasıl dolar!

Bir neticenin meydana gelmesi için gerekli olan sebep ve malzemeler tam olmalıdır. Her şeyi mükemmel olan dört tekerlekli bir arabanın bir tekeri noksan olsa, diğer mükemmellikler hiçbir işe yaramaz.

Bahtın yeni bir çocuk doğurmadıkça, kan süte dönmez.

Bir çocuk doğunca nasıl ki göğüsteki kan süte dönüyorsa, insanın hayat çilesindeki emek ve çırpınışları da kaderin yâr olmasıyla güzel bir eser doğmasına vesile olur. Böylece o âna kadar içtiği zehirler şerbete döner. Bu böyle olmazsa şerbetler bile zehir hükmündedir. Bu bakımdan hayatı, ebedî bir saadet doğuracak gayretler içerisinde yaşamak zaruridir.