İÇİNDEKİLER
ARAMA:

HAKİKATİ GÖRMEK

Bakışı eksik, görüşü kıt olan yarasanın gözleri, güneşin ışıklarını da göremez.

Yarasalar, sadece mum ışığını değil, koskoca güneşi ışığını bile görmez. Aynı şekilde insan gafil olmayagörsün, şu veya bu gerçeğin farkında olmaması bir tarafa, kendisini yaşatan Allah’tan bile habersiz olur. Ki insan için bundan daha büyük hüsran olamaz… Böyle insan Hakk’a götürecek binbir vesîleye karşı da sağır ve âmâ kalır. Oysa kâinat, baştan sona azamet tecellîleri ve kudret akışları ile dolu bir sırlar âlemidir. Bu gerçekler dolayısıyla bir Hak dostu şöyle buyurur:

“Bu cihan akıl sahipleri için seyr-i bedâî, ahmaklar içinse yemek ile şehvetten ibarettir.”

Âmâ olan bir kimse bile noksansız bir güneşin doğduğunu, hararetinden anlar.

Acziyetlerimizin olması ayrı bir şeydir idrak ayrı bir şeydir. Basiretli insan âmâ da olsa, yine de muazzam güneşi, onun yakıcı sıcaklığı sebebiyle görüyor gibi anlar. Yani her varlığı görebilmemiz mümkün değilse de en azından hissetmemiz mümkündür. Tıpkı görmediğimiz aklı ve rûhu, hissettiğimiz ve inkâra kalkmadığımız gibi… Bütün hakikatleri ve sırları idrâke böyle bakmak gerekir. Böyle olmasaydı, sadece idrâk ve ihâtada muktedir olanlar mes’ul tutulurdu. Hâlbuki mesuliyetinden biri bâliğ, diğeri ise âkil olmaktır.